30 Nisan 2011 Cumartesi

Şimdiki Akıl

“Hadi bakalım Edward bey, okul taksidi bataklığına da ucundan bulaştın. Vay arkadaş, 15 sene daha böyle gitse toplamda nereden baksan bir ev parası ediyor. Ya da bir spor araba. Siktiret spor arabayı, 5 kişilik aileye göre olmayan pek çok güzel araba da alınabilir. Demek ki önümüzdeki 20 yıl trafikte dikkat çekmeyen aile arabalarına bineceğiz, sağlık olsun.. O değil de matematik öğretmeni neydi öyle yav. Elf midir nedir. Kadına bakmaya doyamadım resmen. Kesin bizim hatun çakmıştır köfteyi. Akşama yine cıngar var mınakoyim. Her şeyi bırakıp kaçsam mı lan? Yok.. bizim sıpaya yazık olur. Takside devam. Evlenmeseydim nasıl olurdu acaba? 34 yaşında, bekar, hali vakti yerinde, eli yüzü düzgün erkek. Belediye ekiplerinin köpekleri yakaladıkları gibi çevremdeki bütün evliler üstüme çullanırdı kesin. Çullandılar da. Gerçi insafsızlık etmeyeyim. Biraz da ben istedim. Romantik komedilerin yapım ve yayınında emeği geçenler, ağzınıza sıçayım sizin! Keşke Katya dediği zaman kaçsaydım onunla Irlanda’ya. Hem o sıra bizimkiyle de daha sözlüydük. Resmiyet yoktu. Aileler de pek ısınamamıştı birbirine. Tüh.. tam zamanıymış paçayı kurtarmanın.”

- Ne düşünüyorsun?
- Hiç. Öyle daldım sadece.
- Nereye daldın yine? Elbet belli bir şey düşünüyorsundur. Hadi söyle. Kafan bomboş olacak değil ya?
- Tecahül-i arif neydi onu düşünüyorum?
- Bilmem.
- Sana sormadım ki zaten. Kendi kendime düşünüyordum. Sen sonradan kafamın içine dahil oldun.
- Ne yani, kafanın içinde beni istemiyor musun?
- Canım bak araba kullanıyorum, trafik de yoğun zaten başlamayalım yine.

Cevap vermeden huzursuz bir şekilde kafasını öte tarafa çevirdi. Bir sonraki kırmızı ışığa kadar konuşmamak üzere ayrılmış olduk. “Paraya, mala mülke, çocuklara, bir aileye hatta bir kadere ortak olmayı anlarım da, kafanın içine, düşüncelere ortak olmak nasıl bir içgüdüdür onu anlayamıyorum. Şimdi geri dönüp bakıyorum da, o depresif ve hezeyanlı öğrencilik yıllarım meğerse en huzurlularıymış. Te eskiden bir şarkı vardı Yalnızlık Paylaşılmaz diye. Doğruymuş. Kafaya göre yaşamanın tadına o sıralar tam varamamışım. Öğleden sonra uyanıp pijamaları bile çıkarmadan akşam etmenin kıymetini şimdi anlıyorum. Gerçi geçen Pazar o duyguya çok yaklaştım sayılır. Kullanılmayan ama muhtemel misafirler için herdaim hazır tutulan odada 3-4 saat öylece uzandım. Ne telefon çaldı, ne de benim o odada bulunduğumu farkeden biri. Uyumadım da. Öylece tavanı duvarları seyrettim. Çişim gelmeseydi daha kalırdım. Sahi, o oda benim olsa ya.. bir tane kütüphane yaparım kendime, bilgisayarımı oraya koyarım. Super olur! En azından hayatimda kafatasımdan daha geniş bir yerim olur. Dur şuna bir ayar çekeyim”

- Hayatım, bizim misafir odası var ya.
- Evet?
- Oraya bir kitaplık koysam olur mu?
- Olur da, nereye koyacaksın yer mi var?
- Ya orada dolap var, onu kaldırsak. İçi boş duruyor öyle.
- Olmaz! Yorganları koyacağım ben oraya.

“Ah, tabi yorganlar..  ailemizin değerli üyeleri. Döşeklerle beraber evlilik hayatımızın vargeçilmezleri. Şimdiye kadar durdukları yerde artık duramazlar. Kesinlikle misafir odasındaki dolabın içerisinde konmak zorundalar. Onları üzmek istemeyiz değil mi..”

- Sen geçen tuvalet kağıdı aldın mı?
- Valla unuttum gitti onları.
- Tabi markette onca saat  yapı bölümünü gezersen asıl ihtiyaçları unutursun. Şu ileriden dön de markete gidelim.



“Bir erkeğin evlenmekten çekinmesinin sebebi de bu sanırım. Yani o süre zarfına kadar aile otoritesinden sıyrılıp oluşturdugun o hayatını, düzene sokma adı altında yıkıp yeniden yapmak. Sorgulanmayı, yargılanmayı kabul ettiğin, unutma ve umursamama lüksüne sahip olmadığın, BEN’e ait olan her şeyi BİZ’e devretmek zorunda olduğun, sapıkça fantazilerin dizginlendiği, yüksek hijyen standartlarına sahip kutlu düzenli bir hayat... Hey sen, bekar! Sakın kıpırdama dostum. Dizlerinin üstüne çök ve gelini öp. Sessiz kalma hakkına sahipsin -ama bir şekilde konuşturulacaksın- ve söylediğin her şey aleyhinde delil olarak kullanılacak. Bundan emin ol seni lanet olası sapık bekar. Evleneceksin hem de hayatının sonuna kadar... Ama biraz da pragmatik ve analitik bir karar bu evlilik. Yani artısını eksisini koyuyorsun -eğer baskı yapan yoksa- ve iki seçenekten birini seçiyorsun veriyorsun; evleneyim, az daha bekleyeyim. Yani aslında aşk, sevgi, uyum, mutluluk filan işin ekstrası."

- Canım, akşam ne yemek var?
- Karnıyarık.
- Oley be! Süpersin! Ver bir öpücük.
- hihiihi! Aman dur be manyak.
- Sana külot alalım mı?
- ahahah! Sakin ol şampiyon.

2 yorum:

Jane Jones dedi ki...

daha uzun olsa daha da okunurmuş hani =)

Yasemin dedi ki...

Harika... Paylaşımlarınız için tebrikler ve teşekkürler. :)