6 Eylül 2010 Pazartesi

Daldan Dala

kader olgusu, etrafımızda gelişen onca hengamenın zihnimizde yol açtığı "la nereloloyor?!" dumuruna aradığımız cevaplar bütünüdür. kişilik olarak kendini muktedir hissedenler, bu cevapları yine ancak kendisinin vereceğini düşünürken, hayatın akışına kendini kaptırıp gittiğini kabul edenler ise bütün cevapların yeri ve zamanı gelince karşısına çıkacağını düşünür. fakat bu mevzuuya en makul bakış bu iki görüşün ortasında bir yerdedir.

şimdi bu orta görüşü özetlemeye çalışan bir teorim var. şöyle ki; iç güdüsel olarak, sınırlarını bilmediğimiz şeyleri sonsuz büyüklükte varsayarız. bu sayede o şey için belirsiz sınırlar yerine, üzerinde "sınırsız" yazan çizgilerle kesin sınırlar çizeriz. keşfettikçe de o "sınırsız" sınırları bir bir gerçek yerine geri çekeriz.

örneğin tarih içerisinde yeryüzü, denizler ve okyanuslar bu işlemden geçmişleridir. günümüzde ise aynı şey uzay için geçerliliğini korumaktadır. sınırsız sınırlar, keşfedilerek yerlerini daha kesin sınırlara bırakmaktadır.

somut şeylerin yanı sıra, bu durum soyut şeyler için de geçerlidir. ilk aşık olduğumuzda sevgimizin sonsuz olduğunu düşünürüz. zira sevgimizin sınırlarını bize keşfettirecek ve test ettirecek sınavlardan henüz geçmemişizdir. zamanla yapabileceğimiz ve yapamayacağımız fedakarlıkları keşfedince, sevgimizin de sınırları kafamızda belirginleşir. ve muhtemelen keşfedecek başka şeyi kalmayan kesin sınırlı birliktelikler bu sebepten dolayı heyecanını kaybeder. ama konumuz o değil.

başa dönersek, bu teoriyi kader olgusuna da tatbik edebiliriz: her an, farkında olarak yahut olmayarak yaptığımız seçimlerin ortaya çıkardığı bir olasılıklar ağacımız vardır. karşılaştığımız A, B, C, D, E,... seçenekleri yine kendi içinde dallanıp giderken kocaman bir olasılık ağacını oluşturur. işte bu ağaç da sınırsız değildir. bu ağacın büyüklüğünü de sınırlarını da bizim kişiliğimiz belirler. zira bizler bir ruhsuz, ihtiyaçsız ve bilinçsiz bir zarın aksine seçimlerimizi kendi istek ve arzularımız doğrultusunda yaparız. istenilen bir şeye ulaşmak adına bir iç motivasyon taşırız. bu motivasyona yeterli azim ve deneme sayısı sağlanırsa, bizi istediğimiz sonuca yaklaştırabilirken, kişiliğimizin sınırladığı ağacın ancak belirli dallarına götürebilir. misal; uçmayı çok seven bir kişi azmederek ilk uçağı keşfedebiliyor ve bir başarı öyküsüne imza atabiliyorken, daha şanssız ve imkandan yoksun olanları o dala asla ulaşamayacaklarından ötürü muhtemelen bir bayırdan aşağı düşerek ölür.

kader, hep bir teoloji konusu olmuştur. allah, tanrı, mutlak güç, the one, cizıst krayst, "bi enerji" ve benzeri isimlerle adlandırdığımız olgunun da kendine bu teoride oldukça makul bir yeri vardır.

bence allah; bize kesin bir çizgi çizmek yerine; bizi, çevremizi, koşulları, olayları ve diğer şeyleri yaratarak kendi olasılık ağacımızda bir yol çizmemizi istiyor. tabi ki varoluş doğasına uygun olarak, seçeceğimiz ve sonradan ona göre yargılanacağımız yolu biliyor, her bir dalın gelişimini ve sonucunu en ince detayına kadar görebiliyor. yani şöyle de düşünebiliriz; bizler her bir tercihimiz öncesinde bir kaç adım berisini hatırlayıp bir kaç adım ötesini hesaplayabilirken. o, bütün ağacı hesaplayıp görebiliyor.

bitirirken; bütün bunları rusya'nın ortasında boylu boyunca uzanan ural dağlarının eteklerine kurulmuş ufak bir köyden yazıyorum. kişisel olarak, olasılık ağacımın kuzey kutbuna bu denli yakın olduğunu öğrenmek heyecan verici bir duygu. yazarın hası sibirya'dan çıkar demişler. bakalım, kısfmet.

2 yorum:

Jane Jones dedi ki...

la nereloloyor?

Ruby Edwards dedi ki...

Bu olasılık ağacı meselesi son günlerde kafamı çok meşgul ediyor...İlk kez sözcüklere -aynen de bu sözcüklere- döktüğümde "vay be! Aha al sana teori! Zekiyim lan ben! Hemi de pek bi derinim!" demiştim ama yarı-inançlı metropol insanının düşünüp düşünüp geldiği ortak noktanın bu olduğunu farketmem uzun sürmedi... Neyse, kısmet tatsız sürprizlerle eşanlamlı hale geldikçe son günlerde Pierce Brosnan'la aramızda SADECE 6 kişi olduğunu hatırlatıyorum kendime, teselli arıyorum, bunun olasılık ağacımdaki yerini allah bilir tabi kardeş.. : P Ural'ların eteği de iyimiş. Öp benim için gözlerinden!