10 Ağustos 2010 Salı

Reklam Annesi

her şey, artık kanıksamaya başladığımız, "ben sizin hizmetçiniz miyim? arkanızı toplamak zorunda mıyım?" tandanslı anne krizlerinin sonuncusuyla başladı. bir sabah mutfak masasının üstündeki notu gördüğümüzde durumun vehametini anladık.

notta; "ben ablamlara gidiyorum. bir iki hafta sonra gelirim, boşuna aramayın. zeynep hanıma söyledim, size ve eve o bakacak." yazıyordu. olayın şoku geçene kadar zeynep isminde, bize gelip yemek yapacak, evi süpürecek birisini tanımadığımızı fark etmedik. sonrasında ise bahar temizliğine gelen teyzelerden biri olabileceğini varsayarak üzerinde pek durmadık. ta ki kapımızda belirene kadar.

aslında bu zeynep hanımı çok iyi tanıyormuşuz. hatta siz de çok iyi tanırsınız. hani şu reklamlarda yeni yıkanmış havluları çoşkuyla ağzına burnuna sürüp koklayan, sabah kalkınca neşe içinde pencereyi açıp güneşi içeri buyur ederken şarkı söyleyen, yeni yıkadığı bulaşıkların pırıl pırıl parlaması için nizami şekilde masaya dizen kadın var ya, işte o. meğer, reklamlardaki o anne hakikiymiş, böyle gayet bildiğin kanlı  canlı bir insanmış, yürüyebiliyormuş ve bizim kapıya kadar gelebilmiş.


doğrusunu söylemek gerekirse, zeynep hanımla ilk günler pek fena değildi. daha önceleri annem tarafından katı bir şekilde yasaklanmış pek çok şey, şimdi zeynep hanımın teşvikiyle yapılıyordu. mesela paso çitos yiyip tang içiyorduk. annemin dediğinin aksine aslında bunlar çok faydalı şeylermiş, içinde zibil gibi vitamin ve mineral varmış. ayrıca kirlenmek de artık güzel bir şeydi. bırakın üstümüzü kirletmeyi, yeni silinmiş beyaz fayans yüzeye çamurlu halı saha ayakkabılarıyla sığır gibi dalsak bile, aldığımız reaksiyon sıcak bir gülümseme oluyordu. neredeyse yeni reklam annemizle eskisinden daha mutluyduk. evet, neredeyse...

bu yalancı baharın gerçek yüzünü görmemiz çok uzun sürmedi. ilk önce beslenme sorun olmaya başladı. kinder sürpriz, jelibon, max gibi ıvır zıvır yiye yiye hepimiz motoru bozduk. evde bir gün olsun adam gibi yemek pişmedi. eh, arada sırada olursa pilav yiyorduk. keremyağ ile yapıldığı için tane tane oluyordu ama yanında bir kuru ya da nohut olmadıktan sonra boş pilav yenecek gibi değildi.

zeynep hanımın yemekler üzerindeki bu tutumu, misafirlere karşı da devam etti. dayadı misafirlere çubuk krakeri, hanımeller bisküviyi, yeşil sallama çayı filan. zeynep hanım top top dondurma getirdikçe, misafirler arasındaki "pastaneye mi geldik eve mi belli değil ayol. insan bi kısır yapar en azından" homurtuları yükseldikçe yükseldi. nihayetinde eve de kimse uğramaz oldu. mahallede parmakla gösterilir, dalga geçilir olduk.

ama zeynep hanım halinden hiç taviz vermeden hayatımızı reklamlardaki gibi yapmaya devam ediyordu. "3 alana 1 hediye" kampanyaları olsun, "şimdi sipariş verin ikinci ürünümüzü yarı fiyatına alın" fırsatları olsun, bu tür şeyler zeynep hanımdan hiç kaçmıyordu. çok şükür ki, annemden aldığı kredi kartlarının limitleri, alınan son oturma takımı ile doldu ve zeynep hanımın alışveriş çılgınlığı da bir son buldu.

babam için; vurduğu ekonomik darbe sonrasında, gün aşırı çamaşır makinesinin rezistansına bakmaya gelen yetkili servis ustaları bardağı taşıran son damlaydı. bir cinnet hali ile zeynep hanımı ve ustayı kapıdan, el arabasına konmuş çamaşır makinesini ise balkondan olmak üzere evi tahliye etti.

şimdi buradan, becerikli ellerinin marifetiyle bizleri şimdiye kadar yediren içiren, giymeyip giydiren, bizim sağlığımızı bizden daha fazla düşünen anneme, gerçek anneme seslenmek istiyorum; annecim! kıymetini çok iyi anladık. ne olur çabuk dön. bu manyak kadın ramazan geldi bahanesiyle eski istanbul hanımefendisi kılığında geri dönüp iftarı danette ile açtıracak diye çok korkuyoruz. senin merdanenin gücüne sığındık, ne olur gel. seni seven oğlun edward.

8 yorum:

Sirius dedi ki...

hahaha danette ile oruç açmak:)))

KYBELE F dedi ki...

ne kadar söylendğini ve söylendiğimizi farkettim ama Allah başımızdan eksik etmesin...

(Ramazan etkisinde kaldım, cümlelerim uhrevi olmaya başladı, hadi hayırlısı)

depik dedi ki...

Edward senin yazıları okudukça içimdeki inci sözlükçü depreşiyor. özet geç diyesim geliyor ama geçme:)

mgntwmn dedi ki...

ilk paragraf beni seneler önce sıkça duyduğum bir cümleye götürdü: "evi otel gibi kullanıyorsunuz!" :)

Edward Ander dedi ki...

depik'im itiraf edeyim. senin bir postunu okuduktan sonra aklıma geldi bunlar. =))

esma dedi ki...

süper süper tek kelimleyle süper:)) ben de uygulasam ya şu evi terketme fikrini bi ara:))

depik dedi ki...

edward benim yazılar böyle bir halta yaradıysa ne mutlu bana.

Jane Jones dedi ki...

her şey güzel giderken bir anda olayların boka sardığı korku filmleri gibi olmuş. gerilmedim değil.