23 Temmuz 2010 Cuma

Kuşatma

bir belgesel. kuzeyde, kutba yakın bir yerde fiyordlarda (norveç?) tünemiş yüzlerce kuşu gösteriyor. bir tür penguen olan bu kuşlar, fiyortlara çiftleşmek için geliyorlar. burada yumurtladıkları yumurtalardan yeni yeni cücükleri çıkıyor. onları bir müddet besleyip büyüttükten sonra bütün sürüyle beraber tekrar güneye gidiyorlar.

yuvalandıkları fiyortsa çok enteresan (ömer üründül?). doksan derece açıyla yükselen keskin kayalıklar aşağıda suyla buluşmuyor. kayalıkların bitiminden denize kadar olan kısımda bir kumsal var. kumsalda ise tilkiler.

üniversite bitmek üzereydi. başarılı sayılabilecek bir öğretim hayatı sona ererken özgür bir birey olma heyecanı özgüvenimi de yerine getirmişti. ne amaçla ve hangi şartlarda kullanacağımı bilmeden ve de pek önemsemeden, yeni yeni tüylenmekte olan kanatlarımla içten içe övünüyordum.

kamera fiyordun dik kayalarının aralarına konuşlanmış bazı yuvalara zoom yapıyor. kimi cücükler büyümüş kuş olmuşlar. kanatları ve yeni çıktığı biçimsizliğinden belli olan tüyleriyle yuvada bütün aileyle beraber duruyorlar. fakat güneye gitme zamanı geldiği için gitmek zorundalar. artık kendini kuş hisseden cücükler bir bir yuvadan aşağı atlıyorlar. hayatta kalmak için gerek ve yeter şart; kumsala değil, suya düşmek. zira tilkilerin de doyurması gereken yavruları var.

askerliğimin son günleri. haftalardır beklediğim o günlerin içindeyim. ama daha önce tahmin ettiğimin aksine, düşünceli ve durgunum. eve dönüp tekrar sivil hayata karıştıktan sonra olacaklar dönüp duruyor aklımda. çalışmak? sorumluluk? aile kurmak? kuş olmak? cücük kalmak? yalnızlık? daha da kuzeye göçmek?... başka başka nice tilki dolanıyor kafamda.

yuvadan atlayan kuşlar adeta yırtınırcasına kanat çırpıyorlar. yaptıkları şey pek de "uçmak" sayılmaz. ama şimdilik suya ulaşmak, estetik ve aklıbaşında bir uçuş yapmaktan çok daha önemli. ama ne var ki; kimi kuşlar yeterli beslenemediğinden, kimileri yuvalarının suya ulaşmaya müsaade etmemesinden, kimileriyse yeterince çabalamadığından dolayı kumsala düşüyor. tilki de onları bir bir topluyor. yemeye vakti olmadığından sonra gidip bir yerlere gömüyor.

bir yol gösterici, örnek ve rehber arıyorum kendime. ama rastgeldiğim herkes birbirinden alakasız ve bence benim durumumla herhangi bir paralellik taşımayan öneriler sunuyorlar. farklı yönlerdeki farklı hedefleri, belki de kendi kaçırdıkları hedefleri gösteriyorlar. bir şekilde hayatta kaldıklarından kendi yöntemlerinin en geçerli olduğuna inandırmaya çalışıyorlar. "böyle atlayacaksın, buradan başlayacaksın, şunları yapacaksın, başına şunlar gelecek, şunlara dikkat et ve sakın aşağıdaki tilkilere bakma!"

kamera fiyorttan bir yuvayı gösteriyor. cücüğün biri kenara kadar gelmiş bile. başına geleceklerinin farkında mıdır nedir, biraz tereddütte sanki. fakat boşluğa biraz daha yaklaşıyor. yüzüne ve göğsüne çarpan soğuk rüzgar hisseder hissetmez de kendini aşağı atıyor. kamera yatay atış gerçekleştiren o cücüğü takip ediyor. cücükse var gücüyle kanatlarını çırpıyor.  

4 yorum:

Jane Jones dedi ki...

ben bunu çok sevdim!
içindeki cücük hiç büyümesin :P

mgntwmn dedi ki...

heee çocuk ömür boyu ezik bir cücük mü kalsın!
bak edvırt ya fark atıyormuşsun ya da farkı açıyormuş birileri. ben de dışardan bakıyorum bazen anlamaya çalışıyorum falan ama iyi kafalar diil bunlar. iş bulunca daha az ziyaret ediceksin bu belgesel görüntülerini.
bir de bırak şu kuşları olum. bak çay kaşığını sallayıp çocukluğuna ineceğim, kuş gagalamış meğer, çıkacak ortaya :))

Savaş Çalışkan dedi ki...

ne kuşu olm.

Edward Ander dedi ki...

@Jane Jones
@mgntwmn

aslında o iki yorum her şeyi özetliyor. =))

@savaş çalışkan

sorma.. kuşlara tavım arkadaş. uyuz oluyorum hepsine.