merhaba. öncelikle seni tebrik etmem gerekir. zira çok merak ettiğim "hafıza kaybı nasıl bir şey acaba?" sorusunun cevabını buldun. umarım memnunsundur. gerçi, hafıza kaybından önce bu sorunun yanıtığını aradığını bilmediğin için bir önemi de kalmamış demektir. neyse...bu mektubun kaleme alınması da aslındaki yukarıda bahsettiğim meraktan ileri geliyor. düşün artık, kendimi nasıl kaptırdıysam vakti geldiğinde hazırlıklı olman için sana mektup yazıyorum.
bu mektubun amacı ise "her şeye kaldığı yerden devam edebilmek" değil. yani senin "her zamanki gibi" olmanı değil, olmak istediğim gibi olmanı istiyorum. ayrıca az önceki cümle kafanı karıştırdıysa okuma-yazma olayına biraz daha kafa yorman gerekiyor dostum. işte başlıyoruz.
şimdi... önce temel bilgileri kafaya yerleştirelim. "nüfus cüzdanı" diye bir şey var böyle açık mavi bir kart. al şimdi onu eline. orada ismin cismin, nerede ne zaman doğduğun, devletin kaçıncı vatandaşı olduğun yazıyor. onları iyi ezberle. o kartın resim olmayan arka tarafı çok da önemli değil. hele o "cilt no", "aile sıra no" filan yazan yerleri hepten siktir et. o aşağıdaki imza da senin değil. "benim bilgilerimin olması gereken bir kartta başkasının imzası niye var lan?" diye düşünüyorsan; valla ben de bilmiyorum.
isim cisim kısmından sonra kişiliğini şekillendirelim. şimdi kişilik olayı pek çok etkene bağlı; içinden gelenler, ailenden gelenler, çevreden gelenler, yetiştirilme tarzından gelenler, kültürden gelenler.... varoğlu var. ama neyse ki insanlar birbirlerini etiketlemeyi çok severler. bu etiketler kısaca seni tanıtan stereotiplerdir.
misal; sen türksün. bu azimle sıçarsan dağı delebileceğin anlamına gelse de genel itibariyle götü yayma eğilimindesin. sıkışmadıkça pek performans bekleme yani. bu türk olma meselesini değiştirmek istersen başka bir ülkeye yerleşmen gerekir. bu biraz zor. zira bildiğin tek dilin türkçe. o yüzden bırak elleşme kalsın.
bir başka etiketimiz ve karakteristiğini hızlı, kolay ve verimli bir şekilde oluşturacak olan şey ise burçlar. bu burç meselesi hakkaten acayip bir olay. adamın biri bir şeyler yazıyor sen de okudukça "aa. hakkaten lan?!" diye şaşırıyorsun. şekillendirme olayı ise şöyle olacak; yanında yörende duran birilerine rica et sana astroloji ve burçlarla alakalı bir kitap getirsinler. oradan bir burç seç ve özelliklerini oku. ama dikkat edeceğin bir husus var; başka burçları okuma. yoksa bunun libidosu, onun romantikliği, şunun karakteristiği, öbürünün dürüstlüğü filan derken hepten allak bullak olursun. hepsinin dezavantajı var avantajı var. peki nasıl seçeceksin? onu bilemedim şimdi. istersen şekillerine bak, istersen ismi hoş gelene bak, istersen doğum tarihine göre seç. valla ben balıktan memnunum. ama yengeç de iyi diyorlar, bilmiyorum. hatta al sana bir kıyak yapayım; şımdi hacı, yükselen diye bir şey var. olayı tam olarak çözememiş olsam da burcunu beğenmeyenler için çıkarmışlar sanırım. beğendiğin başka bir burcu yükselen diye seçiyorsun, hoop bambaşka bir insan oluyorsun.
büyük olasılıkla sana anlatılanlar da hep iyi anılardır. işte işin güzelliği de burada. geçmişini tekrar inşa edeceksin. bunu yaparken sana anlatılanlardan işine gelenleri kafaya yaz. misal, bekarsın ve güzel bir kız bir şeyler anlatıyor sana. işte, eskiden ne kadar düşünceli romantik olduğundan filan bahsediyor. hemen sen de yavaştan yazış moduna gir. kadınların hasta erkeklere garip bir zaafı vardır. bunu kullanmasını bil. ha bu arada, dikkat et milletin karısına kızına yavşama. yoksa dayağı yersin, hafızanın yanında şuurunu da kaybedersin.
farkındaysan yavaştan sosyal ilişkilere başladık. şimdi bu kısım çok önemli. çünkü hayatta sana gelecek fayda ve zararların neredeyse tamamı tanıdığın insanlardan kaynaklanır. işte burada, hayatına sokacağın insanları da tıpkı geçmişindeki anılar gibi seçeceğiz. peki nasıl?
benim aklıma şöyle bir yöntem geldi; hani şimdi hastasın filan ya, seni ziyarete gelenler arayan soranlar oluyordur. onların arama sorma sıklıklarına dikkat et. kim daha sık seni merak ediyor, durumunu soruyorsa onu en tepeye yaz. sonra çoktan aza doğru bir liste yap. bunlar senin dostların olacak.
sanıyor ve umuyorum ki, seni hiç yalnız bırakmayan kişiler de olacaktır. onlar senin ailen. onları bu listeden muaf tut. onlara karşı hep iyi ol.
mülkiyet konusuna geldik. valla hafıza kaybının ne zaman yaşandığını bilmek imkansız olduğu için bu mektubu zamandan bağımsız olarak yazıyorum. yani 25'inde de işe yarar 55'inde de. fakirsen de işe yarar, zenginsen de.
mülkiyet konusu biraz çetrefilli. yani öyle çok malın mülkün yoksa ailen iyi kötü bu konuyu halleder, bir zaman sonra her şey tekrar rayına oturur. ama öyle evler, arsalar, arabalar filan söz konusuysa değil mektup, bir baro dolusu avukat bile olayın altından kalkamaz. o yüzden bu mali işlerde biraz sıkıntı çekmen olası.
aslında ne diyorum biliyor musun; hani durumun iyiyse, eline bakan, doyurman gereken birileri yoksa sat her şeyi mınakoyim. gez toz. buradaki avantajın da bu zaten. hayat birbiri ardına gelen, bir öncekinden etkilenip bir sonrakini tetikleyen halkalardan oluşan bir zincir gibidir. örneğin, sırf 16 yaşında yaptığın bir seçim yüzünden, istemediğin bir işi yapıyor, istemediğin bir hayatı yaşıyor olabilirsin. ama senin üstüste koyduğun o iskambil kağıtlarının yıkılmaması için geceni gündüzüne katmana gerek yok. hafızan yoksa geçmişin de yoktur. geçmişin yoksa o zinciri baştan oluşturma şansın vardır.
bu anlattıklarım biraz karışık meseleler. ama emin ol; kendisini bekleyen hayatı bilse kimse büyüyüp adam olmak istemezdi. sen de ikinci hayatında tekerleği tekrar icat etmeyi bir kenara bırak ve keyfine bak. bir ömürde iki hayat yaşamak herkese nasip olmaz.
hoşçakal.
6 yorum:
algıda seçici davrandım: "kadınların hasta erkeklere garip bir zaafı vardır"
ben bir kendimi böyle sanıyordum. hakkaten bütün kadınların mı hasta erkeklere zaafı varmış?
anaç bi durum
sonunda anaç kelimesini kullandım. sevinçli..
nassı yaa?
oldukça basit bir içgüdü bu.
şöyle ki, pek çok "kadın" şefkat duygusu bakımından erkeklerden daha fazla nemalanmıştır.
her ne kadar güçlü erkekleri seçme eğiliminde olsalar da, hastalanmış yahut bir süreliğine aciz duruma düşmüş (işsizlik, bir yakının ölmesi, bir şeyin kaybolması vs..) erkeklere ilgi göstermek, onları şefkatle sarmak istiyorlar.
sanırım yavru kedi köpeklere gösterilen ilgi de bu eksende. =)))
ben de bu anaç kelimesini çok sık duymaya başladım. kendimi kuluçkaya yatmış tavuk gibi hissettiriyor. bana sağlıklı adamlar lazım kardeşim. iptal iptal! hasta olanlar benden uzak olsun.
Yorum Gönder