aslına bakarsanız, dış haberler ile spor sayfası arasına sıkıştırılmış, içinde ufak puntolarla bir sürü ilan yazan bu sarı sayfalarla olan ilişkim cam silmek ve masaya örtmekten öteye geçmezdi. ama kahvaltı süresini uzun tutup masaya serdiğim bu gazete kağıdını detaylıca incelemeye başmamam ve söz konusu ilanın bir erotik marketin reklamına çok yakın olmasından ötürü bu ilanı da okumuş bulundum.
sadece okumakla da kalmadım. merakıma yenik düşüp telefon numarasını çevirdim. bezgin sesli bir kadın telefonu açtı. ilk başta ne diyeceğimi bilemediğim için 'alo'lar arası bir kaç saniye sessizlik oldu. ardından cesaretimi toplayıp ilanlarını gördüğümü ve ilgilendiğimi söyledim. o da yüzyüze görüşebilmek için bir adres verdi. daha şimdiden ciddi oldukları fikrine kapılmıştım. fakat aklıma ilaçlı çay ikram edip böbrek çalan şebeke gibi bir şey hiç gelmedi. bunu şimdi düşününce, ünlü olacağım diye götü kaptıranları anlıyorum. neyse...
ertesi gün verilen adrese gittim. bu küçük ofisin iki çalışanından biri olan ve aynı zamanda telefonlara da bakan orta yaşlı, saçları topuz halinde toplanmış kadın kapıyı açıp beni içeri buyur etti. işletme sahibi, yazıhaneden bozma odasında, masasının arkasındaki patron koltuğuna oturmuş televizyondaki bir sabah programını izliyordu. beni görünce ayağı kalkıp alelade bir toptancı gibi karşılayıp elimi sıktı. bir yandan profesyonel olmaya çalışırken, bir yandan da her şeyi siktir etmiş bu halleri daha da garibime gitmeye başlamıştı.
mülakat gibi bir şeyle başladık. kişisel bilgilerimi ve neden ünlü olmak istediğimi sordular. ben de aslında işimden ve sosyal statümden oldukça memnun olduğumu, sadece merak ve eğlence olsun diye böyle bir şeye giriştiğimi söyledim.
adam bilge bir edayla, "merak ve cesaret birleşince ortaya çok ilginç şeyler çıkar" dedi. bense kuru bir "hı-hı" ile üzerinde düşünülmüş olduğu aşikar bu özlü sözü geçiştirdim. o sırada bana kapıyı açan kadın masaya farklı renklerde bir kaç dosya koydu. adam kendine güvenen bir sesle, "eveet... edward bey, biz bu işi sandığınızdan daha da ciddiye alıyoruz. ama takdir edersiniz ki; sizin de göstereceğiniz özveri ve işbirliği olmadan sonuca ulaşmamız oldukça zor."
iş yavaş yavaş ciddiye biniyordu. alaycı duruşumu bir tarafa bırakıp adamı dinlemeye başladım. "tabi, ünlü olmak kavramı oldukça göreceli bir şey. hele bizim gibi bu işi bir hizmet olarak sunuyorsanız, müşterileriniz istediği sonucu elde edeceğinden emin olmak istiyor. biz de bu hassasiyeti anlıyoruz. ve buna binaen oluşturduğumuz hizmet paketleriyle başarısızlık riskini minimuma indiriyoruz. isterseniz şöyle başlayalım." dedi ve bana önündeki dosyalardan mavi olanını uzattı. dosyayı aldım ve açtım. ilk sayfada büyük harflerle EKO PAKET (29$) yazıyordu. ben içinde çeşitli resimler olan dosyanın sayfalarını çevirirken adam anlatmaya devam etti, "gördüğünüz gibi bu paket fiyat olarak oldukça uygun. başarılı şekilde uygulandığında arkadaş çevrenizde ufak çaplı bir sükse yaparsınız. hatta bu paketi kullanan müşterilerimizden bazılarında tamamen yabancılardan gelen 'sizi gözüm bir yerden ısırıyor' vakalarına bile rastlandı."
"bu pakette seçebileceğiniz çeşitli varyasyonlar da var. örneğin 'fikri sorulan adam' seçeneğinde anahaber bülteninde yayınlanmak üzere bir şeyler hakkında fikriniz alınıyor. 'gösteren adam' ise vuku bulmuş olay yerini yahut habere konu görseli -örneğin açık bir rögar kapağı- gösterici olarak bir kaç saniyelik görüntünüz kaydediliyor ve yine akşam haberlerinde yayınlanıyor. bir de 'kadraja giren adam' var. onda ise sizi sokakta yapılan herhangi bir canlı yayında sunucunun arkasına yerleştiriyoruz. oradan el sallayabilmeniz ya da cep telefonuyla tanıdıklarınıza haber vermeniz mümkün."
ben dosyayı karıştırmayı bitirene kadar adam sessiz kaldı. dosyayı kapatıp adama uzattım. henüz bir şey demeye kalmadan bana gümüş renkli başka bir dosya uzattı. "bu da SILVER paketimiz. fiyatı 59 dolar. bunda ise bir dizide figüranlık ya da bir tartışma programında size mikrofon verilmesi gibi seçenekler var. anlaşmalı olduğumuz yapımlar arasında 'arka sokaklar', 'adanalı', 'akasya durağı' gibi yüksek reytingli ama rol yeteneği istemeyen diziler ve izleyicilerle etkileşimin oldukça yüksek olduğu sabah programlar var. düşünsenize, sesinizin duyulduğu, repliğinizin olduğu bir televizyon programını kaydedip yıllar sonra torunlarınıza bile izletebilirsiniz. harika değil mi? ayrıca, SILVER paketimiz en çok tercih edilen ürünümüz. ben bizim biradere bile yaptım. çok memnun kaldı" dedi.
yine kısa bir suskunluk oldu. bu sefer ben lafa girdim, "açıkçası ben böyle şeylerin tesadüfi olduğunu sanırdım. yani istiklal caddesi'nde bir aşağı bir yukarı dolanınca elbet biri size bir mikrofon dayıyor. ya da bir dizide figuran olmak için bir cast ajansına başvuru yapıp beklemek yeterlidir diye sanıyorum."
adam kendinden emin bir şekilde arkasına yaslandı, "doğru, bunlar hep tesadüfi şeyler. ama bizimkisi değil! bizim işimizde tesadüf yok, sonuç kesin. bakın, edward bey. pek çok insan kendi 15 dakikasının ne zaman olacağını bilmez. o 15 dakikaya rast geldiğinde ise hazırlıksız yakalanır. mesela o gün kötü giyinmiştir ya da ne diyeceğini bilemez eli ayağına dolanır. burada yaptığımız şey ise size kendi 15 dakikanızı planlama fırsatı tanımak. üstelik hiç bir sürprize mahal vermeden. yer, zaman, şekil... her şeyiyle sizin kontrolünüzde olarak."
adamın hem böyle bir şeyi parayla satmayı düşünen ticari zekasından hem de söylediklerinin doğruluğundan etkilenmiştim. haklıydı. ama kameraya el sallayan adam olmak, ekranda görünür görünmez göğsüne kurşun yiyip yere yığılan bir figüranı oynamak çok da müthiş bir şey değildi kannımca. yine merakım ağır bastı ve "peki 15 dakika ile yetinmeyenler? daha falzasını isteyenler için, hakikaten ünlü olmak isteyen sıradan insanlar için bir şeyiniz var mı?" diye sordum.
adamın göz bebekleri büyüdü. çoşkuyla "var! var tabi edward bey. olmaz mı?!" dedi ve önündeki dosyalardan altın yaldızlı olanı bir tarafa itip onun altındaki siyah olanı heyecanla bana uzattı. dosyaya uzandım ve bir ucundan tuttum. fakat adam bırakmıyordu. heyecanlı ve hızlı bir şekilde konuşmaya devam ediyordu, "sanat hakkında ne düşünürsünüz edward bey? hı? bence sanat herhangi bir şeyin bile tutkuyla yapılmasına verilen addır. bir menfaat beklemeden, sadece yapmış olmak için, sadece kendin için yaptığın şeydir sanat!"
dediklerinin tek kelimesini bile anlamamıştım ve o bunları söylerken dosyayı resmen iki tarafından çekiştiriyorduk. en sonunda elinden hızlıca çekip kurtardım. ben dosyanın kapağını açarken, o "bu diğerlerinden farklı! adım adım planlanan bir satranç oyunu gibi.. kiminin mona lisa'sı var, kiminin eiffel'i..." dedi. kapağı açmamla adamın "işte bu da bizim ajdar'ımız!" diye haykırması bir oldu.
karşımdaki ilk sayfada ajdar'ın büyütülmüş vesikalık fotografı duruyordu. diğer sayfalarda ise ajdar'ın kendini sergilediği bir kaç başka fotograf daha vardı. adam ise hala bu eserin (?) oluşum sürecini anlatıyordu. ir makina mühendisini ajdar yapan danışıklı dövüşlerin iç yüzünü, skandalların ve de andavallıkların aslında ne denli planlanmış hareketler olduğunu bir bir açıklıyordu. bariz bir şekilde ajdar bu müessesenin bir ürünüydü ve şimdi biraz gönüllü görünmem halinde bana "ajdar 2.0" olmayı teklif edeceklerdi.
15 dakikalık edward yerine 15 senelik ajdar olmak gözümü korkutmuştu. yan çizdim. ilgilenmediğimi söyledim. başlangıç için daha hafif bir şeylere baktığımı belirttim. adam çoşkusunu kaybetse de hiç sorun değilmiş gibi davranarak "zaten şu an için yemekteyiz hasan ve sadri yıldız beylerle anlaşma halindeyiz. ikinci el araba bazaarındaki amcayla da prensipte anlaştık. ayrıca ankara'da baş örtüsü hakkında press tv adında bir kanala zamanında röportaj vermiş bir arkadaş var, kendisi doğal bir yetenek. onu araştırıyoruz. ulaşabilirsek bütün mesaimizi onun üstünde kullanacağız. yani doğrusu kontenjan açısından bir doluluk yaşıyoruz. ama kararınızı değiştirirseniz sizinle de çalışmak isteriz" dedi. teşekkür ettim.akşam eve dönünce mehmet ali birand'la anahaber'i seyretmeleri için tanıdığım herkesi aradım. zira bu ayın zam şampiyonu taze fasülye hakkında söyleyecek şeylerim vardı vardı.

5 yorum:
çok çok çok beğendim. haber edeydin bakardık taze fasulye hakkında konuşan bebeye:)
=))
kanala yeterince baskı yapılırsa "yoğun istek üzerine tekrar" yayınlanabilir. =))
pek güzel olmuş. bana alper canıgüz'ün gizli ajans'ını hatırlattı ki bu benim yapabileceğim en büyük iltifatlardan biridir. :)
alper canıgüz ile aynı cümle içinde geçmek de benim için bir gurur kaynağıdır. =))
teşekkür ederim.
"tatlı rüyalar" yerine "gizli ajans" yazmam da utanç kaynağı oldu bana şimdi. :)
Yorum Gönder