sabah mahmurluğunun verdiği ağırlığı göz kapaklarımdan kaldırmaya çalışırken uyanmak için bir neden arıyordum. zira götümü biraz da sola dönüp üç saat daha uyuyabilirdim. ama karnım acıkmıştı. ben de kalkma işlemlerine başladım.
önce sırtımı, bacaklarımı ve parmaklarımı olabildiğince gererek esnettim. sonra da ağzımı hayvani boyutlarda açarak kocaman bir nefes aldım. doğrulunca biraz başım döndü. boş boş etrafa bakınıp kendime geldikten sonra mutfağa yöneldim. ahmet'in gitmeden önce benim için hazırladığı pahalı kahvaltımın kokusu burnuma şimdiden geliyordu.
kahvaltımı hızlıca yedim. şimdi de kakam gelmişti. ahmet'le anlaştığımız üzere gittim ve tuvaletteki klozete sıçtım. ama sifonu çekmedim. onu da mı ben yapacaktım. zaten ahmet ibnesi de klozete sıçtığım için dua etsindi. yoksa gayet gidip evin dip köşesinde bir yerde de işimi görebilirdim. benim kafamı kızdırmasınlardı, vallahi yapardım.
ne yapacağını bilmez, amaçsız bir halde salona doğru yöneldim. koridordan geçerken boy aynası dikkatimi çekti. biraz kendimi seyrettim. bilenlerin, beni ferdi tayfur'a benzettiği hüzünlü yüz ifademi iyice inceledim. ferdi'ye benzemek oldukça işe yarıyordu aslında. özellikle ahmet'in kız arkadaşları bayılıyordu bana. her ne kadar kucaklarına almaya çekinseler de ara sıra beni mıncırdıkları oluyordu.salona gelince, gittim halının tam ortasına oturdum. önce kafamı hafifçe çevirip soluma baktım, sonra aynı yavaşlıkta sağıma baktım. tam yere uzanmayı düşünüyordum ki ani bir refleksle kafamı tekrar sola çevirdim. çünkü oradan bir ses geldi sanmıştım. ama gelmemiş her şey normalmiş diye düşünüyordum ki sonra bir daha sağa hızla döndüm. şimdi dehşetle sağımı seyrediyordum. uzun uzun gözlerimi belirsiz bir noktaya dikip etraftaki hareketleri algılamaya çalıştım, sessizliği dinledim, havayı kokladım, bekledim... fakat bir sorun yoktu. sokaktaki bazı sesler haricinde ev tamamen sakindi.
halının ortasına yatmaktan vazgeçip pencereye doğru yaklaştım. bir müddet dışarıda top oynayan çocukları seyrettim, ağaçlara konan kuşlara tısladım. canım sıkılmaya başlamıştı. biraz hareket iyi olur düşüncesiyle kanepeden kanepeye atladım. yetmedi, son sürat koşa koşa ahmet'in odasına gidip geri geldim. bunu iki kere daha tekrarladım. yorulunca koşmayı bırakıp pencerenin önündeki kanepenin sırt kısmının üstüne uzandım. burası biraz rahatsız olsa da uyunabilecek bir yerdi. boşlukta dakikalarda uçup etrafıma konan sinekleri seyrederken onların bir metreküplük hayatlarının ne kadar boş ve amaçsız olduklarını düşündüm. sanki can sıkmak için yaratılmıştı bu varlıklar.
uyuyakalmışım. kilitte dönen anahtar sesiyle gözlerimi açtım. ahmet gelmişti. çevik bir hareketle kanepeden atlayıp kapıya koştum. kapıyı açan ahmet'in suratına bakarak bir kaç kez miyavladım. ayakkabılarını çıkarırken "ulan pezevenk! insan bir hoşgeldin der!" dedi. normalde bana küfretti diye ağzını burnunu dağıtırdım. ama gelip çene altımı kaşıyınca sakinleşmek zorunda kaldım.
odasına giderken onu takip ettim. üstünü değiştirirken dik dik bakarak onu seyrettim. mesajımı almış olacak ki "tamam lan tamam! ben de acıktım. iki dakika sabret, hazırlıycam bir şeyler mnskiym!" dedi. hala küfrediyordu şerefsiz. en sevdiği tişörtünü tırmıklamak farz olmuştu artık.
onu bir adım peşinden takip edip mutfağa gittim. hala söyleniyordu; "hay sikecem bu işi arkadaş! lan tamam anladık iddiaya girdin. ama o bir haftalıktı be adam... yirmi beş gündür kedi hayatı yaşanır mı mınakoyim?! manyak mısın, ruh hastası mısın sen? yav bari adam gibi bir şeyler ye. tutturdun whiskas diye. lan tamam, onu da geçtim bari masada tabak kaşıkla ye dingil! öyle yerden sapşup.... te allahım ya, sen bana sabır ver! bak olm... haftaya da kirayı ödememiz gerekiyor, kedi ayağına yatıp vermemezlik edersen harbiden bozuşuruz bak!"
beni anlamıyordu. anlayamazdı zaten. ben insanlıktan geçmiş, kedi olmayı seçmiştim. o ise bunun basit bir iddia hırsı olduğunu sanıyordu. belki kürküm, kuyruğum ve tırtıklı bir dilim yoktu ama kedi gibi hissediyordum. huzur kedilikteydi. kedilik mutluluğun diğer adıydı. hem mart da yaklaşıyordu.
8 yorum:
gel pisi pisi dicem yanlış anlaşılacak şimdi:) bu sebeple piiissstt. çekil ayak altından bakim!"diyorum. :))
=)))
gel diyince gelirim, git diyince giderim. böyle de akıllı uslu kediyim ama işte ahmet'e yaranamadık.
çok güzel , çok sevdim ben yazıyı .)
bayıldımmmeoooww.
Benim bi arkadaşım var, o da kedi.. girl-boy kedilerinis olur belki :D
abim evdede tam bir kedi hayatı sürüyo.istediği zaman istediği yerde uyuyo.genelde yemek yemek için uyanıyo.çok güzel bir yazı olmuş abi.tebrikler
Edvırt, Sezyum senden kopya çekmiş!
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=1007260&Yazar=KAAN
haggaden yav. gerçi onda daha çok garfield var. bilemedim şimdi.
Yorum Gönder