26 Mayıs 2010 Çarşamba

Yumuşmalı Zombi

yaşayan, değişen, değiştiren olarak biz insanlar çevremizi farkında olduğumuzdan daha fazla etkileriz. her gün yattığımız yatak, geçtiğimiz yol, yaşadığımız ev, oturduğumuz masa, bindiğimiz otomobil.. tüm bunlar kullanımızla doğru orantılı olarak bize doğru evrilirler. zaman içerisinde onlara kattığımız şeylerle git gide bize özel, fabrikadan beraber çıktıkları diğer ürünlerden daha farklı olurlar.

bir kaç farklı evde yatılı misafir olarak geçirdiğim şu bir kaç günde buna şahit olmaktayım. alışkanlıktan ötürü biz yukarıda bahsettiğim farklılıkları görmesek de, benim gibi yabancı olan bir göz o şeylerin ayrıtına kolaylıkla varabiliyor.

örneğin evler. şunu açıkça gördüm ki; evler, içinde yaşayanların kurdukları düzen sayesinde bir huy ediniyor. huy derken; su bardakları nerede, baharatlar hangi dolapta, tuvalet nerede, hangi musluktan sıcak su geliyor... gibi basit bir durumdan bahsetmiyorum.

bahsetmek istediğim; bir evdeki kombinin karmaşık çalıştırılma proseduru mesela. her evde bu farklıdır. kimi kombileri ateşlerken suyu açman gerekir, kimilerinin gazını bir müddet açık bırakıp öyle ateşlemek gerekir, kimisinin çalışırken sönmemesi için sıcak suyu bazı aralıklarla açıp kapamak gerekir. bunlar o makineye özel bir huydur. ya da misal, çamaşır makinesinin halay çekmemesi için hangi ayarda çalışması gerektiği. yahut sigortanın atmaması için hangi prizlerin beraber çalışmaması gerektiği, apartman kapısını açmak için kapı otomatına ne kadar süre basılması gerektiği, kumandanın hangi pozisyonlardan daha iyi çalıştığı...

tüm bunlar "o öyle" diye kanıksadığımız, fakat detayında o şeyi özel yapan durumlardır. bilerek istenerek o hale getirilmemiştir. tıpkı hayatın bizim üzerimizde yaptığı gibi, bu cansız varlıkların da üzerinde zamanın bir izi olarak kendine yer edinmiştir tüm bunlar.

benim için durumu daha da ilginç yapan işte bu kanıksama hali. ortaya çıkardığımız ürünlerle hayatımızı daha zahmetsiz bir hale getirmeye çalışırken diğer yandan huylarıyla bize fazladan efor sarfettiren şeylere de uyum göstermemiz çok acayip. hani mesela bir arkadaşla eve çıkarsın. daha önceden iyi bildiğini sandığın o adamla beraber yaşayınca sana dokunan kimi tarafları olduğunu görürsün. "sen git" diyemediğinden sabredersin, beraber yaşamaya alışmaya çalışırsın. işte onun gibi. aletlere de alıştıkça rest çekemez, onları değiştiremez oluyoruz.

"sahip olduklariniz sonunda size sahip olur" sözünü böyle değerlendirmemiz lazım bence. zira tyler durden'in yolu yol değil. ne yani, o kadar para saydığımız şeyleri çöpe atıp ağız burun birbirimize mi girişelim? günah lan!

4 yorum:

mgntwmn dedi ki...

he walla. bi de boyun yetişmediği için değiştirmediğin ampul yüzünden günlerce giyim odasının karanlık kalması ve her sabah küfrederek dolabı dökmek ama yine de ampülü sandalyenin üstüne bir iki ansiklopedi koyup değiştirmemek var.

gmnydn dedi ki...

winston churchill'in "biz yaşam alanlarımızı şekillendiririz ve daha sonra yaşam alanlarımız bizi şekillendirir" gibi bir sözü vardı yanlış hatırlamıyorsam. işin özeti bu herhalde.

Edward Ander dedi ki...

churchill harbiden özet geçmiş. =)

depik dedi ki...

aletlerin bizi şekillendirmesi en çok çekmeyen uzaktan kumanda da görülür. kolu havaya kaldırıp kumandayı ters konuma getirerek iler uzatma hareketidir şekillendirmenin hası