ben gelmez oldum
52 dakika önce
yüz yıllardır evlilik, erkekleri esas yönüyle, kadınları ise üsul yönüyle tedirgin etmiştir. evlilik adındaki bu güzide kurumun bu denli sorun teşkil ediyor olması, genel olarak iki tarafın olaya bakış açılarının uyuşmamasından kaynaklanmaktadır. erkekler "en doğru zamanda, minimum sıkıntıyla" gibi garantici bir düşünceye sahip iken, kadınların "en doğru kişiyle, minimum zaman kaybıyla" gibi hayalci bir yaklaşımla düşünmesi bu çakışmanın ana sebebidir.
kendi elimizle oluşturduğumuz, kurallarını biz insanların belirlediği sosyal yaşamımız yine kendi eserimiz olan teknolojinin yardımıyla öyle bir ivmeyle hız kazandı ki, daha önceleri trendleri belirleyen "seneye bunun yenisi gelecek" diye teknolojiye takvim belirleyen bizler; şimdi facebook'ta duvara kimler ne yazmış, twitter'da kim ne demiş, "yeni aldığım ekran kartı eve gelirken eskidi minakoyim" diye resmen yırtınarak teknolojiyle güçlendirilmiş hayatımızın peşinden koşmaktayız. "aman hızlı olsun, pratik olsun, şıp diye gelsin" eksenindeki düşüncemiz ve bu düşüncenin ürettiği ürünler istenilenden daha da hızlı olmaya, hız konusunda kontrolden çıkıp biz naçiz insanların algılarını zorlamaya başladı.
bu yetmedi, sonrasında ise hızlı karar verip çabuk harekete geçmemiz gerektiği için karar verme mekanızmamızda bir takım modifiyelere gittik. zira oldukça gereksiz ve uzun prosedüre sahip karar verme ve niteleme mekanizmamız adil olsa bile hızlı değildi. mesela niteleme eylemini gerçekleştirirken üzerinde gezindiğimiz "gri bölgeler" vardı. bu gri bölge kesinliğine karar veremediğimiz şeyleri birahire tekrar kararlaştırmak için ortaya bir yere koyduğumuz bir alandı. gerekli hıza ulaşmak için bu gri alandan kurtulmak gerekiyordu. buna dayanarak "eh işte", "fena değil", "güzel ama.." gibi gri bölgede yer alan nitelikleri atıp beyaz ve siyah mesafesini sıfıra yakınsadık. böylece herhangi bir şeyi tanımlarken ve nitelerken (tıpkı bilgisayarlardaki "1" ve "0" gibi) "iyi" ve "kötü" kelimeleri bize yeter oldu. böylece çabucak etiketlediğimiz bir olguya karşı duruşumuzu belirleyebildik. gerçi burada kimi sorunlar çıkmadı değil. bu iki yargının kesinliğinden ötürü bazı konularda anlaşmaya varmamız zorlaştı. neyin gerçekten iyi, neyin gerçekten kötü olduğu anlamsız bir soru haline geldi. zira bu tip bir sorunun cevabını sadece istatistik bilimi verebilirdi. çoğunluk hep haklıydı. azınlıksa sadece akıntının tersine yüzmekten bıktığı ya da bizzat çoğunluk haline geldiği anda haklı konumuna gelebilirdi.
peki "büyük hengame" nedir? söyle ki; biz erkekler oyunun zaten oldukça basit olan tek kuralını (güçlü kazanır) gayet güzel benimsemiş bir halde birbirimizi boğazlarken, son yüzyılda "ben de oynicam!" diye ortaya çıkan kadın, tüm dengeyi altüst etti. gerek fiziksel, gerekse oyun tecrübesi açısından erkeklere oranla zayıf olan bu oyuncuyu oyuna dahil etmek için oyunun kurallarını esnetmek ve değiştirmek zorunda kalmamız, (ya da bırakılmamız) eski basit kurallardan vazgeçemeyen yahut yeni karmaşık kuralları istemeyenler tarafından hiç hoş karşılanmadı. oyuna dahil olma çabasındaki kadın kendini, hem yeni rakiplerine, hem yeni rakibelerine, hem oyuna, hem de kendilerine karşı bir savaşta buldu.
belki bilgisayarlarla insan beyni arasındaki benzerliği dillendiren ve üzerine bazı çıkarımlar yapan şanslı ilk 1000 kişi içinde olmayacağım ama kannımca bilgisayarlar ile bizim beyinimizin çalışma sisteminde şaşırtıcı paralellikler mevcut.
o anda kadının cep telefonu çalıyor. kadın, az öncekinin belki 10 katı daha fazla heyecanlı gözlerle adama bakarak, "allahım!! o arıyor! o arıyor! ne yapayım?! hı? açayım değil mi?" diyor. adamın gözlerine, kadının heyecandan titreyen elleri takılıyor. sonra zaten ayakuçlarına bakan kafasını biraz daha eğerek avuçlarının içerisinde duran elmaya odaklanıyor. nemlenen göz bebeği görüşünü biraz bozuyor olsa da hala avuçlarındaki elmanın beyazını seçebiliyor. kadının "alo... hihi.. iyiyim.. sen nasılsın? ... hiiç.. oturuyorum işte.. sen ne yapıyorsun?" diye devam eden sohbetini duymamaya çalışarak, tüm algılarını elmaya yönlendiriyor tekrar.
kardeşim benim gibi devamlılık sorunu çeken bir çocuk değildi. bense sevdiğim şeyleri bir anda çok sever sonra hevesim geçtiğinde ise ilgisiz kalırdım. mesela geçen hafta yine böyle sabahın köründe sıcak yatağımdan kalkmak yerine uyumayı tercih etmiştim. o ise geçen bölümü seyrederek, nankatsu'nun yarı final maçının ilk yarısının sonuna doğru attığı süper golü seyredebilmişti.