yüzüne yeni doğmuş kış güneşı vuran kadın uykusundan uyandı. sonra, arkasından uzanıp kendini saran koldan, sahibini rahatsız etmemek için yavaşça hareket ederek kurtuldu. yataktan doğrulunca başı döner gibi oldu. çünkü artık hamileliğinin son 3 ayına girmişti. hızlı hareketlerden kaçınması gerektiğini kendine bir kez daha hatırlattı. geceliğinin üstüne uzun hırkasını geçirdi ve yatağın öteki tarafındaki içi su dolu leğene yöneldi. yüzünü yıkamak için eğilince bu sefer midesi bulanmaya başladı. çabucak yüzünü yıkayıp tekrar doğruldu. bir kaç nefes alıp verince ancak kendini kusmayacak kadar iyi hissedebildi. hala uyumakta olan kocasına yaklaşıp yatağın kenarına diz çöktü ve seslendi;
"efendim? efendim uyanın artık, sabah oldu". adam hiç oralı değildi. kadın, adamın yüzüne biraz daha yaklaşıp;
"lordum.. uyanın lütfen". tam adamın omzunu dürtmek için elini kaldırmıştı ki adam birden uyanıverdi ve
"ne o leydim? yoksa beni uyandırmak için tokat mı atacaktınız?"
***
saatin alarmı yırtınırcasına çalıyordu. fakat susma düğmesine basılana kadar odadakilerden sadece birini uyandırmayı basarabilmişti. yatağa oturur vaziyette duran kadın, herhangi bir sebep olmaksızın halının desenini seyrediyordu ve aklından alakasız şeyler geçiyordu. beyni uyanmıştı ama henüz vucudu uyumaktaydı. kollarını iki yana açarak esnemesiyle sırtına bir ağrı girdi. hamileliğin son ayları tarihteki bütün kadınlar için hep olageldiği gibi onun için de zor geçiyordu. yavaşça ayağa kalktı. sırt ağrısı biraz dinmişti. banyoya gidip elini yüzünü yıkadı ve geri döndü. kocası üstünden sıyrılmış yorgan ve sadece kendi tarafının darmadağınık olduğu çarşaf eşliğinde hala uyuyordu.
"hayatım.. kalk hadi.. hadi canım bak, ne olur uğraştırma yine. kalk yoksa işe geç kalacaksın" dedi. adam
"hımpfhss..." diye karşılık verdı. sonra yatağın diğer tarafına döndü. kadın bir tutam saçını adamın ensesine ve suratına sürtmeye başlayınca adam huylanıp aniden gözlerini açtı.
"tamam yav... kalktım işte.. huylanıyorum diyorum sana, yapma şunu."
***
kadın mutfağa gidip bir şeyler hazırlamaya başladı. bir tabağa biraz yağ, bir elma ve ekmek koydu. sonra kümesten aldığı yumurtaları ocağın yakınında duran içi kaynar su dolu kabın içine attı. kocasının uyanıp uyanmadığını kontrol etmek için yatak odasının kapısına vardığında, onu giyinirken gördü. hayranlık ve takdirle karışık bir duygu içinde onu seyretmeye koyuldu. adam son zamanlarda çok çalışıyordu. vergi müfettişliği prestijli olsa da çok yorucuydu. ama genişleyen aileye bakmak için buna mecburdu. kadın, böyle bir güven kaynağına sahip olduğu için şükretti. sonra, gençliğini hatırladı. karşısında duran bu adam şehrin sıradan çiftçi bir genciydi. uzun boylu ve çelimsizdi. ama zekiydi. evlenince kendine güveni de artınca işleri yoluna girdi. önce şatoya seyis olarak girmeyi başardı ve oradan baş mihmandarlığa kadar yükseldi. güvenilir bir insan olduğu için kont onu bir çok farklı iş için kullanıyordu. bu ufak köye vergi müfettişi tayin edilene kadar her daim kont'un hizmetinde olabilmek için şatonun bir odasında yaşıyorlardı. şimdiye kadar bir evleri olmamıştı. ama şu an bu köyün en güzel evine sahiptiler. kadın bütün bunlardan ötürü hem onunla hem de kendisiyle gurur duyuyordu. zira bu resmin arkasında kendine ait gayet derin ve belirgin izler de vardı. onu hep desteklemiş, yardımcı olmuş, yerı geldiğinde bir akıl hocası yeri geldiğinde de gerçek bir hayat arkadaşı olmuştu. her ne kadar göbeği çıkmaya başlamış olsa da onu günbegün daha çok seviyordu.
***
"yaaa! kalksana hadiii!" diye seslenerek mutfaktan yatak odasına gelen kadın, kocasını aynanın karşısında gömleği pantolonundan taşar halde kravatıyla uğraşırken gördü.
"hah.. kalkmış sonunda.." diye düşündü. sonra, daha önce de pek çok kereler olduğu gibi adamın beceriksizliği gözüne takıldı. fakat bu beceriksizlik izleyeni çileden çıkartan bir beceriksizlik değildi. aksine bu durum kadına şirin görünüyordu. tıpkı bir çocuğunkine benziyordu onun beceriksizliği. başarıya ulaşana kadar tekrarlanan bir beceriksizlik. ısrarlı ve kararlı denemeler sonucunda beceriye dönüşecek bir beceriksizlik. fakat kravat konusunda, beceriye dönüşme kısmı biraz uzun sürmüştü. 3 yıldır bu durumda bir değişiklik yoktu. adam defalarca izleyip ezberlediği kravat bağlama yontemini tekrar tekrar uygulamasına rağmen kravatı asla düzgün yapamıyordu. bazen üçgeni büyük boyu küçük, bazen üçgeni küçük boyu büyük, bazen üçgenin yerinde bir kare bulunan, bazense fiyonk gibi bağlanmış bir şey ortaya çıkıyordu. ama kravat gerçek bir kravat halini bir türlü almıyordu. kadın ise tüm bunları sadece seyrediyordu. çünkü biliyordu ki, denemekten sıkılana kadar ona yardım etmek, hiç bir işe yaramadığı gibi aksine kocasını sinirlendiriyordu. ki zaten tam da bu huyu sayesinde tanışmışlardı. üniversitenin henüz ilk senesinde çözmesine yardım ettiği bir soru yüzünden değil teşekkür almak, neredeyse azarlanmıştı. bu anı aklına gelince kadın gülümsedi. adam, hemen arkasından dilediği özür ile çalmıştı onun kalbini. sonra kadın, yılların üzerilerinde bıraktığı etkiyi fark etti. zıra kendisi yaşlandıkça eski güzelliğini yitiriyorken, bu adam gitgide daha da yakışıklı ve çekici oluyordu. bu biraz moralini bozdu. ama ardından
"aman canım.. onun da tepesi açılmaya başladı. yakında kel kalacak" diye düşününce keyfi yerine geldi.
***
adam kahvaltının hazır halde beklediği masaya geldi ve oturdu. üzerinde devlet adamlarının giydiği mor kadife üniforma ve vergi mufettişlerinin taktığı broş vardı. neşeyle
"günaydın, leydim. bu gün nasılsınız? bebeğimiz iyi mi?" dedi ve kahvaltısına başladı. kadın adamın gözlerinin içine heyecanla bakarak,
"çok iyi. sanırım artık ekşi elma yememe gerek yok. çünkü erkek olacağından neredeyse eminim" dedi. adam, kadının yüzüne baktı, gülümsedi ve yemeğine devam etti. kadın sessiz ve sakin bir ses tonuyla sordu;
"siz nasılsınız lordum? dün gece dinlenebildiniz mi?". adam bir yandan bir şeyler atıştırırken, cevap verdi
"evet leydim. yaptığınız şurup çok iyi geldi. kendimi çok zinde hissediyorum". biraz sustuktan sonra
"insanlar vergi toplamanın kolay olduğunu düşünüyorlar. falkirk dükü cortsword'un ismini söylemek her şeyi çözer sanıyorlar. halbuki hiç öyle değil. kafa karıştırıcı ve yorucu bir iş. umarım tekrar şatoya çağırılırız. burada çalışmayı pek sevmiyorum. orası daha iyiydi.". kadın dönmeyi istemiyordu. hem şatonun debdebesi ve alengirli ilişkileri hem de şu anki huzurlu hayatları kendini adeta buraya bağlıyordu.
"ama evimiz..." diyecek olduysa da sustu.
"başka bir zaman, onu ikna etmek için çok daha yararlı olur. mesela bu akşam sevdiği bir yemeği yaparım, sonra sadece burada yetişen meyvelerden yine şurup yaparım. ne kadar mutlu olduğumuzu hissettirmem yeterli" diye düşündü. zaten şimdi konuşursa kocasını ikna fırsatını, onunla tartışmaya harcamış olacaktı. inada bindirmeden çözebilirdi.
***
adam,
"ya bunu nasıl yapıyorduk? güya bozmadan çıkarmıştım ama yine çük kadar kalmış" diyerek kadına kravatını uzattı. kadın kravatı alırken hafifçe kikirdedi ve
"azgın danam benim. sen yine dua et sadece kravatın bozulmuş. ben gömleği de yırtacaksın sandım" dedi. adam,
"ehehe..." diye yavşak yavşak güldü ve
"oo! ekmek kızartmışız?! ben de rüyalarımda koku almaya başladım sanıyordum. eline sağlık bir tanem" dedi. kadın çayları doldurup sandalyeye oturdu. adam kahvaltısını hızlı hızlı yemeye başladı. bir taraftan da konuşuyordu,
"çoraplarımı giyerken aklıma geldi, bu cumartesilerinin iş günü sayılmaya başladığı zamanı hatırlıyor musun? yani ne zaman başladı bu uygulama? eskiden cumartesiler tatildi. ne oldu birden cumartesi tatil olmaktan çıktı anlayamadım. bir şey, bir duyuru filan kaçırdım sanırım. belediyeden anons etmiş olabilirler. ya da beyinlerimize bir sinyal göndererek bizi hipnoz etmiş de olabilirler. sanki bir sabah kalktık ve bütün insanlar olarak 'bundan sonra cumartesileri de çalışalım' dedik. lan kimse demiyor mu 'arkadaş ne güzel yatıyorduk cumartesileri. şimdi nereye koşturuyoruz' diye? insanlığın cumartesileri çalışarak kazandığı şey nedir allahaşkına... kimse bir cumartesi günü çalışmaya motive olamaz ki. çünkü içten içe biliyoruz o günün tatil olması gerektiğini. o değil de, valla korkuyorum, aynı sinsilikle aniden pazarları da çalışma günü yapacaklar ileride. hepten ağzımıza verecekler küsküyü, verecekler küsküyü". bunu duyan kadın güldü. kadın masanın altından adamın bacağına ayağını sürttü. adam kadına hınzır hınzır baktıktan sonra çayının kalan yarısını bırakarak ayaklandı.
***

adam atına binmeden önce karısını öptü. kadın hafifçe kızararak kafasını eğdi. suratında kendi kontrolü dahilinde olmayan bir gülümseme yerleşti. sanki birileri yanaklarını gülümseyecek şekilde iki taraftan çekiştiriyordu. adam eğilip kadının karnını okşadı ve orayı da öptü. kadının eli yine istemsizce karnına gitti. adamın atına binişini ve uzaklaşmasını seyretti. üşümemek için hırkasına iyice sarınarak evine girdi. sıkıcı gün başlıyordu. akşama kadar yapılacak pek bir iş yoktu.
***
kadın adamı kapıya kadar takip etti. adam ayakkabılarını giydi ve karısının tuttuğu cekete bilerek ters kolunu soktu. diğer kolunu da cekete geçirince kendini bir anda kadına sarılır vaziyette buldu. kadın yine kikirdedi ve kocasını öptü. adam, deli gömleği gibi giydiği ceketini çıkarıp tekrar giydi ve merdivenlerden inmeye başladı. kadın onu seyrederken imrendi. çalışmayı çok sevmiyor olsa da insana sağladığı özgüveni özlüyordu. moralini düzeltmek için
"o son çocuğu yapmayacaktık aabi.." diye kendi kendine espri yaptı ve içinden bir kahkaha attı. sıkıcı bir gün başlıyordu. akşam kadar yapılacak pek bir iş yoktu.